"Demokraside ‘ben’ yoktur."
"Bir müdahalenin ardından iktidar olmuş bir parti olarak, insanların hür yaşayabilmesinin önünü açmaya çalıştık."
Türkiye Cumhuriyeti · 20. Başbakan · 1989–1991
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üç dönem başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin 20. Başbakanı, İçişleri Bakanı. Dürüstlüğü ve güvenilirliği ile anılan bir devlet adamının izleri ve tanıklıkları.
Pl. 01
N° 01
Erzincan, 1935
Ankara, 2021
Yıldırım Akbulut, 2 Eylül 1935'te Erzincan'da dünyaya geldi. Babası PTT'de (Posta, Telgraf ve Telefon İdaresi) memur olarak görev yapmış, daha sonra müdürlük görevinde bulunmuştur. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra, siyasete girmeden önce Erzincan'da serbest avukatlık yapmıştır.
12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından eski politikacılara yasaklar getirildiğinde — 1977 seçimlerine katılmadığı için — bu yasaklardan etkilenmemiştir. 1983'te Turgut Özal'ın kurduğu Anavatan Partisi'nin Erzincan teşkilatını kurmuş ve Erzincan milletvekili olarak Meclis'e girmiştir. Önce İçişleri Bakanı (1984–1987), ardından iki kez üst üste Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak görev yapmıştır. Özal'ın cumhurbaşkanlığına seçilmesinin ardından 9 Kasım 1989'da Türkiye Cumhuriyeti'nin 20. Başbakanı olmuştur.
Başbakanlık yılları, gerek yurt içinde gerek yurt dışında siyasi, ekonomik ve sosyal dönüşümlerin yaşandığı bir döneme denk gelmiştir. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle değişen dış politika ve güvenlik yapısı, Birinci Körfez Krizi ve yurt içindeki ekonomik ve siyasi dönüşüm bu dönemin temel unsurlarıdır.
1999 yılında, on yıl aradan sonra, üçüncü kez TBMM Başkanlığı'na seçilmiştir. Cumhuriyet tarihinde bu kadar uzun bir aradan sonra yeniden Meclis Başkanı seçilen başka bir siyasetçi bulunmamaktadır.
Söz
Y.A.
“Demokraside ‘ben’ yoktur. Demokrasinin aslı, farklı fikirleri bir araya getirmek ve müşterek çalışmadır. …Demokrasi bir bakıma insana kıymet vererek mücadeleyi sürdürme yolunu açıyor.”
— Yıldırım Akbulut
N° 02
1935 — 2021
Bir kronoloji
Hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, basın özgürlüğüne, liyakate ve kurumsal devlet anlayışına bağlı kalmış bir devlet adamının kayıt defteri.
Erzincan'da dünyaya geldi
2 Eylül 1935'te Erzincan'da dünyaya gelmiştir. Babası PTT'de memur olarak görev yapmış, daha sonra müdürlük yapmıştır.
Adalet Partisi, Erzincan
Adalet Partisi Erzincan İl Başkanlığı yapmıştır. 1977 seçimlerine katılmadığı için, 12 Eylül sonrası getirilen siyasi yasaklardan etkilenmemiş ve 1983 seçimlerine katılmıştır.
ANAP'a giriş · Erzincan teşkilatı
12 Eylül 1980 darbesinin ardından tüm siyasi partiler kapatılmış, eski politikacılara yasak getirilmiştir. 6 Kasım 1983 seçimlerine yalnızca üç partinin katılmasına izin verilmiştir. Turgut Özal'ın kurduğu Anavatan Partisi %45,1 oyla birinci olmuştur. Bu parti, farklı eğilimleri bir araya getiren kapsayıcı bir siyasi hareket olarak ortaya çıkmıştır. Akbulut, ANAP'ın Erzincan teşkilatını kurmuş ve Erzincan milletvekili seçilmiştir.
Akbulut'un Özal ile ilk karşılaşması ilginç bir anıyla gerçekleşir. Özal'ın seçim otobüsü Erzincan'da halka hitap etmeden bekleyen kalabalığı geçerek yoluna devam edince, Akbulut otobüsün önünü keserek Özal'a şöyle der: “Siz seçimi kazanmak istemeyebilirsiniz. Ama ben bu işe şerefimi koydum. Erzincan halkı sizi bekliyor. Halk peşinizden koşuyor, siz başınızı otobüsün içine sokmuşsunuz!” Bu çıkışın ardından Özal, geri dönerek Erzincan halkına hitap etmiş, daha sonra da karşılaştığı her topluluğa hitap etmeye başlamıştır.
İçişleri Bakanı · 45. Hükümet
Ekim 1984 – Eylül 1987 arasında yaklaşık üç yıl İçişleri Bakanı olarak görev yapmış ve bakanlıkla ilgili kurumsal iyileştirmeler, yerel yönetimlerle ilgili değişiklikler ve ülkenin iç güvenliğine ilişkin düzenlemelerde yapısal adımlar atmıştır. Büyükşehir belediye sistemi getirilmiş, İmar Kanunu'nda düzenlemeler yapılmış ve il özel idaresi reformu gerçekleştirilmiştir. Bakanlığın modernizasyonu kapsamında, vali ve kaymakamların eğitimleriyle ilgili önemli programlar geliştirilmiştir.
İç güvenliğin sağlanması ve terörle mücadele kapsamında ise köy koruculuğu sistemi (3175 sayılı Kanun) getirilmiş, sınır ötesi harekât yetkisi alınmış ve OHAL Bölge Valiliği kurulmuştur.
TBMM Başkanı · ilk dönem
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 18. Dönem Başkanı olmuştur. Meclisteki tüm faaliyetleri, İçtüzük hükümlerine titizlikle uygun biçimde yürütmüştür. 11 Eylül 1989'da bir kez daha Meclis Başkanı olarak seçilmiş; ancak yaklaşık iki ay sonra Başbakan olarak ülke yönetiminde görev almıştır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin 20. Başbakanı
Turgut Özal cumhurbaşkanı seçilmeye karar verdiğinde, kendisinden sonra gelecek parti başkanını belirlemeye çalışmış; dönemin ifadesiyle “18 Türk büyüğü” ortaya çıkmıştır. Özal, bunlardan dördünün kendi aralarında anlaşmasını önermiş, ancak bu da mümkün olmamıştır. Akbulut, zaten TBMM Başkanı olduğu için bu 18 kişi arasında yer almamaktaydı.
Bu isimler kendi aralarında anlaşamayınca, parti içindeki muhafazakâr ve liberal kanatların Akbulut'a yönelik belirgin bir itirazının olmadığı görülmüş ve Akbulut bir uzlaşı adayı olarak öne çıkmıştır. Özal, hükümeti kurma görevini Akbulut'a verdiğini cumhurbaşkanlığı yemin töreninde kendisine iletmiştir.
Akbulut'un kurduğu 47. Hükümet 9 Kasım 1989'da kurulmuş ve yaklaşık 20 ay görev yapmıştır. Anayasal olarak yürütme yetkisi başbakana ait olsa da, Özal cumhurbaşkanlığı döneminde bu yetkileri genişleterek yürütme gücünü etkili biçimde kullanmıştır. Akbulut ise güçler ayrılığını korumaya önem vermiş; ülkenin çıkarları söz konusu olduğunda Özal ile farklı görüşler dile getirmiştir. Bunun dışında, diğer konularda Özal'ın ön planda olmasına karşı sükûnetli bir yaklaşım benimsemiştir.
“Devletin zirvesindeki makamların çatışması, çarpan etkisi yüksek krizlere sebep olur. Uyum içinde çalışmak memleket yararınadır.”
“Devlet meselelerinde benlik olmaz. Başbakanlığım döneminde Özal ile bazı konularda fikir ayrılığımız oldu. Özal, yetkisi dahilinde olmayan konularda ön plana çıkıp açıklamalar yapıyordu. Benim de çıkıp bunlara aykırı olduğumu söylemem, devletin üst yönetiminde bir karışıklık olduğu izlenimi yaratacaktı. Ülkeyi Cumhurbaşkanı idare ediyor göründü. Benlik yapmadım. Bu durum benim aleyhime oldu.”
Yıldırım Akbulut'un 1990 Yılında Ekonomik ve Sosyal Gelişmelere Yönelik İcraatları ve Sonuçları
19 Nisan 1990 tarihli 3628 sayılı “Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu” ile kamu kurumlarında çalışanlar ve devlet yönetiminde görev alanlar için şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından önemli bir adım atılmıştır.
Enflasyonla mücadele kapsamında Merkez Bankası ilk kez bir para programı uygulamış ve bu programı kamuoyuna açıklayarak şeffaflık sağlamıştır. 1990 yılında uygulanan para programı, fiyat istikrarını sağlamak amacıyla para arzının kontrol altına alınmasını hedeflemiştir.
Türkiye demokrasi tarihi açısından önemli adımlardan biri olarak, ifade özgürlüğü alanında düzenlemeler yapılmıştır. Türk Ceza Kanunu'nun 141, 142 ve 163. maddeleri kaldırılmış, 2932 sayılı Kürtçe yayın yasağı sona erdirilmiştir. Bu değişikliklerle, fikir suçları kapsamındaki düzenlemeler kaldırılmış; ideolojik suçların tasfiyesi ve ifade özgürlüğünün genişletilmesi sağlanmıştır. Söz konusu maddeler, sınıf esasına dayalı (komünist) örgütlenme ve propaganda (141–142) ile dini ve siyasal hareketleri (163) suç saymaktaydı.
%9,3 GSYİH büyümesi · %61 enflasyon
1990 yılında milli gelir %9,3 oranında büyümüş, tüketici fiyatları enflasyonu ise %61 olarak gerçekleşmiştir. Aynı yıl yaşanan Körfez Krizi ve petrol fiyatlarındaki artışa rağmen bu performans dikkat çekicidir.
Hükümetin toplumsal desteğinin somut bir göstergesi olarak, ANAP'ın oy oranı 1990 yerel seçimlerinde %36,6'ya kadar yükselmiştir. Bu oran, 16 Mart 1989 mahalli idareler seçimlerinde %21,75'e kadar gerilemişti.
Altyapı vizyonu kapsamında, Atatürk Barajı'nın tamamlanması ve GAP kapsamındaki projeler bu dönemde öne çıkan yatırımlar olmuştur; bu yatırımlar bölgesel kalkınma, enerji kaynak çeşitliliği ve tarımsal üretim açısından önemli bir dönüşüm yaratmıştır.
Körfez Krizi · asker göndermeme kararı
Akbulut, 1990 yılında meydana gelen Körfez Savaşı'nda ABD ile birlikte Irak'a asker gönderilmesi yönündeki Cumhurbaşkanı Özal'ın eğilimine karşı çıkmıştır. TBMM'de alınan karar çerçevesinde, Türk askerine verilen savaş yetkisi yalnızca “ülkeye tecavüz vuku bulması halinde mukabele” ile sınırlandırılmıştır.
ANAP Kongresi · 23 oy fark
Delegelerin desteğini kazanmak için başvurulan siyasi baskı ve maddi teşvik mekanizmalarını reddetmiş ve ANAP Genel Başkanlığı için yapılan kongreyi 23 oy farkla kaybetmiştir.
“…Geriye dönüp baktığımda, iki tane teşkilatı feshetseydim, iki milletvekiline ‘seni bakan yapacağım’ deseydim, kaybetmezdim. Ama ben bunu ilke meselesi sayıyordum…” demiştir.
TBMM Başkanı · üçüncü kez
1999 yılında Ankara milletvekili olarak Meclis'e dönmüştür. On yıl aradan sonra bir kez daha TBMM Başkanlığı'na seçilmiştir. Cumhuriyet tarihinde bu denli uzun bir aradan sonra yeniden Meclis Başkanı seçilen başka bir siyasetçi yoktur.
Aktif siyasetten çekilme
2002 seçimlerinin ardından aktif siyasetten çekilmiştir.
Vefatı
Ankara'da, 86 yaşında vefat etmiş ve Devlet Mezarlığı'na defnedilmiştir.
N° 03
Ankara — Bağdat
1990
1990 yazında Saddam Hüseyin'in,
“Sayın Başbakan! Sizin hâliniz ne olacak? Sırtınızı Amerika'ya verdiniz. Amerika'ya güveniyorsunuz. Varşova Paktı'nın da NATO'nun da artık önemi kalmadı. Yanlış yapıyorsunuz. Amerika sizi koruyamaz. Amerika güçlü bir devlet değildir. Güçlü devlet, etrafına söz geçirebilen devlettir. Amerika bize söz geçiremez; sizi kim koruyacak?”
dediği görüşmede, Türkiye'nin Başbakanı Akbulut şu karşılığı vermiştir:
“Sizin iyi bilmeniz gerekir ki biz savunmamızı kimseye bağlı olarak yapmıyoruz, kendimiz yapıyoruz. Türk milleti 7'den 70'e savunmasını yapan bir millettir. Yalnız, Atatürk bize ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ dedi ve biz bu prensibin savunucusuyuz. Ancak yeni yetişen gençler diyorlar ki, ‘Eskiden bizim sınırlarımız nerelerdeydi, şimdi ne oldu?’ Bunu araştırıyorlar. İleride hangi noktaya varırlar, onu bilemem.”
Akbulut, Musul ve Kerkük'ü üstü kapalı hatırlatarak Saddam'ın tehdidine karşılık vermiştir.
Körfez Savaşı başladığında Akbulut, kararlı tutumuyla Irak'a asker gönderilmesi kararını sınırlandırmıştır. TBMM'den yalnızca ülkeye saldırı halinde mukabele amacıyla asker gönderme yetkisi almıştır. Genelkurmay Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Millî Savunma Bakanı da aynı çizgede yer almıştır. Türkiye, Körfez Savaşı'na girmemiştir.
“Bir insanın burnu kanasa, şu kadar paraya değişmem. Eğer bir kişinin burnu kanayacaksa, bunun vatan için olduğuna inanmalıyız. Savunma veya meşru bir gerekçe olmadığı sürece, hayali hedefler uğruna böyle bir işe girişilmez.” — Yıldırım Akbulut
Tanıklıklar
“Bu karar, Türkiye'nin Orta Doğu bataklığına sürüklenmesini engellemiştir.” — Ahmet Tan
“Yıldırım Akbulut son derece muhakemesi güçlü, olaylar karşısında soğukkanlıydı. Maceracı bir yapısı olmadığını, ciddi bir devlet adamı olduğunu bu olaylarda göstermiştir.” — Oltan Sungurlu
N° 04
Zonguldak — Abant
1991
1991'de Zonguldak'tan yola çıkan maden işçileri Ankara'ya yürümüştür. Başbakan Akbulut, Ankara'da onları beklemek yerine Abant'a gitmiş ve orada işçilerle bizzat görüşmüştür. Görüşmenin ardından yürüyüş sona ermiştir.
“Neden işçilerin ayağına gittin?” diye soranlara verdiği cevap:
“Bir kişinin burnu kanasa ben ‘bu niçin oldu?’ sorusunu kendi kendime sorarım. Vicdanen rahat etmem lazım.” — Yıldırım Akbulut
Tanıklık
“Vicdan kavramı, Akbulut'u anlamak için anahtar kelimedir. Bir İskandinav ülkesinin başbakanından beklenir bu tutumdur.” — Sedat Ergin
N° 05
Bir kampanya
konuşmasından
Yeniden milletvekili seçimlerine girdiğinde meydanda kalabalığa seslenmiştir:
“1983'te oylarınızla milletvekili seçildim, İçişleri Bakanlığı, Meclis Başkanlığı, Başbakanlık yaptım. Çalmadım çaldırmadım. Yemedim yedirmedim. Şimdi milletvekili seçilmek için oyunuzu istemeye geldim.” — Yıldırım Akbulut
Kalabalığın içinden bir vatandaş şu cevabı vermiştir:
“Biraz yeseydin, biraz yedirseydin de şimdi buraya Başbakan olarak gelseydin.”
Yavuz Donat bu diyaloğu bir Türkiye gerçeği olarak tanımlamıştır.
Ara sayfa
Hiçbir gazeteye tazminat davası açmamış, hiçbir toplantıyı yasaklamamıştır. Eleştirel yayınlara, karikatürlere ve mizahi içeriklere hoşgörüyle yaklaşmıştır.
“Basın özgürlüğünü samimiyetle savunan bir kişiyim ve bu tutumumu da sürdüreceğim.”
“Basın özgürlüğünü samimiyetle savunan bir kişiyim ve bu tutumumu da sürdüreceğim. Çünkü samimiyetle inanıyorum ki, basın özgürlüğü demokrasiye güzel bir işlerlik kazandırır, anlamlandırır. Demokrasi, basın özgürlüğü olmadan gelişemez.”
“Basın, haber vermenin yanı sıra denetim ve eleştirme hakkına da sahiptir. Ancak basın bu görevi yerine getirirken kişilik haklarına saygı göstermeli ve toplumu yanlış bilgilendirmemelidir.”
— Yıldırım Akbulut
N° 06
Devletin üst kademelerinde yaklaşık yirmi yıl boyunca uygulanan dokuz ilke, Akbulut'un hem Başbakanlığı hem de TBMM Başkanlığı dönemlerinde aldığı kararlarda gözlenen temel çerçeveyi oluşturmuştur.
"Demokraside ‘ben’ yoktur."
"Bir müdahalenin ardından iktidar olmuş bir parti olarak, insanların hür yaşayabilmesinin önünü açmaya çalıştık."
"Türkiye bir hukuk devletidir."
"Herkes kaidelere riayet ederse, hiç kimse kendisini bu kaidelerin dışında tutamaz. Aksi takdirde savunduğumuz eşitlik, hak ve adalet ortadan kalkar."
"Demokrasi, basın özgürlüğü olmadan gelişemez."
Hiçbir gazeteye tazminat davası açmamış, hiçbir toplantıyı yasaklamamıştır. Eleştirel yayınlara, karikatürlere ve mizahi içeriklere karşı hoşgörülü bir yaklaşım sergilemiştir.
"Bir insanın burnu kanasa, şu kadar paraya değişmem."
Karar alma süreçlerinde vicdani muhasebeyi ön plana çıkarmıştır. 1991 maden işçileri yürüyüşünde Abant'a giderek işçilerle bizzat görüşmesi bu anlayışın simgesi olmuştur.
"Çalmadım çaldırmadım. Yemedim yedirmedim."
19 Nisan 1990’da çıkarılan 3628 sayılı Mal Bildirimi ve Yolsuzlukla Mücadele Kanunu ile kamu görevlileri için mal bildirimi zorunluluğu getirilmiştir.
"İşi ehline sorarım."
Kamu görevlilerinin yetkinlik temelinde seçilmesine önem verilmiştir. Liberal ekonomik model içinde özel sektörün önü açılırken, stratejik sektörlerde devletin rolü korunmuştur.
"Sözüme güvenilsin isterim."
"Ben eğer bir şey söylüyorsam, vatandaşımız diyebilmelidir ki söylediğini yapar. Şimdiye kadar hep öyle yaptım."
"İnsanımıza sevgi doluyuz, saygı doluyuz, ona güveniyoruz. Herkesi saygıya değer bir insan olarak görürseniz, karşınızdaki kim olursa olsun insan olması nedeniyle saygı duyarsanız, işler daha da kolaylaşır. …Esas olan, insanları hoşgörü ile karşılamanızdır."
TCK 141, 142 ve 163. maddelerin kaldırılması
Türkiye demokrasi tarihinin dönüm noktalarından biri olmuştur. Yüzlerce fikir mahkûmu serbest bırakılmış; 2932 sayılı Kürtçe yayın yasağı kaldırılmıştır.
Devlet-toplum ilişkisinin yeniden düzenlenmesi
Kamu idaresinde şeffaflık ve katılımcılık esas alınmıştır. Sivil toplumun pasif konumdan çıkarılarak daha katılımcı hale getirilmesi hedeflenmiştir.
N° 07
Seçilmiş fotoğraflar — kampanya meydanlarından devlet makamına, halkın içinden uluslararası görüşmelere.
N° 08
Bir kapanış
düşüncesi
Akbulut dönemi ile sonrası — sayılarla bir karşılaştırma
Akbulut Dönemi · 1989–1991
Sonrası · 1991–2001
Tarihi Sorular